Rüzgâr türbinlerinin hukuki mahiyeti

20. ve 21. yüzyılda dünyanın enerji ihtiyacındaki artış ve teknolojik gelişmeler, mevcut enerji kaynaklarının farklı şekillerde işlenebilmesini sağlamıştır. Temiz ve yenilenebilir enerji kaynağı olan rüzgâr enerjisinden istifadeyi sağlayan rüzgâr türbinleri, dünyanın hemen her tarafından kullanılmaktadır. Rüzgâr türbinlerinin yeni bir enerji üretim vasıtası olması sebebiyle bunların hukuki mahiyetinin tespiti sorunu gündeme gelmiştir. Zira rüzgâr türbinlerinin hukuki mahiyetinin tespiti, gerek mülkiyetin tezahürü ve buna bağlanan sonuçlar açısından, gerekse de bunların ne şekilde vergilendirileceği açısından önem arz etmektedir.

Bu noktada, özellikler Anglosakson hukukunun uygulandığı ülkelerde tartışmalar yaşanmış, bir ülkenin farklı eyaletleri rüzgâr türbinlerine farklı hukuki mahiyetler tanımışlardır. Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaleti olan Illinois, rüzgâr türbinlerinin (vergilendirme açısından) %25 taşınmaz, %75 taşınır vasfında olduğuna kanaat getirmiştir. Bunun yanında Bureau County ise rüzgâr türbinlerine %100 taşınmaz vasfı atfetmiştir. Bu örnek, rüzgâr türbinlerinin mahiyetinin tespitindeki zorluğu gözler önüne sermektedir.

Medeni Kanun, taşınmaz mülkiyetini oldukça geniş ve ayrıntılı bir biçimde 704 ila 761. maddelerinde düzenlemiştir. Taşınmazlar kural olarak, yerinde sabit kalan ve bulunduğu yerden başka bir yere içeriğinde bir değişiklik olmaksızın nakledilemeyen maddi mallar, yani eşyalardır. Ancak bu eksik bir tanımdır. Çünkü bir yere yapıştırılmış, çakılmış veya çivilenmiş olması dolayısıyla yerinde sabit ve hareketsiz olan taşınır eşyalar da vardır. Taşınmazların özelliği, ne kendi kendine ne de başkası tarafından sınır ve içerikleri bir şekilde değişikliğe uğramadan bulundukları yerden başka bir yere taşınarak götürülmelerinin mümkün olmamasıdır.

Taşınır eşya ise, her şeyden önce eşyanın genel tanımına ve eşya hukukunda geçerli “belirlilik” ilkesine uygun olarak, uzayda yer kaplayan, gözle görülüp elle tutulabilen, başlı başına var olan, egemenlik altına alınabilen maddi cisimdir. Bir eşyanın taşınır sıfatını taşıyabilmesi için özünde herhangi bir değişikliğe uğramadan bir yerden başka bir yere taşınabilmesi gerekmektedir.

Medeni Kanun’a göre taşınmaz mülkiyetinin konusunu; (i) arazi, (ii) tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve (iii) kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler oluşturur. Fakat basit ve kısa bir muhakeme ile, mevzuatın bünyesinde barındırdığı farklı hükümleri dikkate almaksızın rüzgâr türbinlerinin taşınır mal vasfını haiz olduğuna yönelik varılan böyle bir sonuç yeterli değildir.

Öncelikle bir eşyanın taşınır sıfatına sahip olabilmesi, onun yapısının bozulmadan taşınabilmesinin yanında, herhangi bir taşınmazın bütünleyici parçası olmaması şartına da bağlıdır. O halde değerlendirilmesi gereken husus, rüzgâr türbinlerinin yalın olarak taşınır mı taşınmaz mı olduğu değil, bunların dikildikleri arazinin mütemmim cüzü mü yoksa eklentisi mi olduklarıdır.

Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Burada aranılan unsur asıl eşyanın tahrip veya değişikliğe uğraması değil, asıl eşyaya bağlı olan şeyde meydana gelen yapısal ve ekonomik zarar ve farklılıklardır. Bütünleyici parça asıl eşyanın esaslı bir unsuru olmalı ve onunla birlikte bir bütün meydana getirmelidir. Önemli olan nokta, bütünleyici parça olmaksızın asıl şeyin bir bütün olarak kabul edilememesi özelliğidir.

Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır. Ancak eklenti, bu birleşmeden sonra dahi asıl şeyin bütünleyici parçası olmaz ve hukuki bakımdan bağımsız eşya olarak kalır. Eklentinin asıl şey ile birleşmesinin sonucunda maddi değil, fakat ekonomik bir bütünlük meydana gelir. Bütünleyici parça asıl şeyi tamamladığı halde, eklenti esasen tam olan asıl şeyin ekonomik amacının gerçekleşmesine yardım eder. Ayrıca asıl şey üzerinde yapılan tasarruf, aksi belirtilmedikçe eklentiyi de kapsar. Yani aksini belirtmek kaydıyla, eklenti ve asıl şey üzerinde ayrıca tasarruf yapma imkânı mevcuttur. Zira üçüncü kişilerin eklentiler üzerindeki hakları saklıdır.

Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında, arazi üzerine dikilen rüzgâr türbinlerinin hukuki 31vasfının taşınır mal ve eklenti olduğu ortadadır. Bunların neden taşınır mal olduklarını yukarıda izah ettik. Eklenti olmalarının sebeplerine gelince; (i) rüzgâr türbinleri araziye dikilmelerinin ardından, araziye zarar vermeksizin ayrılıp başka bir yere taşınabilmektedirler, (ii) rüzgâr türbinleri yok iken arazinin ekonomik değeri mevcuttur ve bir eksikliği bulunmamaktadır, (iii) rüzgâr türbinleri ile arazinin malikleri farklı olabilmektedir. Zira Türkiye’deki pek çok rüzgâr enerjisi projesinin bulunduğu arazi hazineye ait bulunmaktadır.